Müzik, yemek ve arkadaşlık: TAKUYA “SALAM” UNAGAMI
Takuya “Salam” Unagami her şeyden önce bir Bant Mag. dostu. Belki de şu an okuduğunuz Tokyo sayımızı biraz da ona borçluyuz. Onunla 2009’da, Babylon’da düzenlediğimiz Ship Of Fools konseri sırasında tanıştık ve o günden bugüne yakın dostluğun yanı sıra karşılıklı kültürel fikir alışverişiyle dolu bir ilişkimiz oldu.
Kendisi bir müzik yazarı, DJ, radyo sunucusu, yemek yazarı ve şef. Onu bir gün Tokyo’da mantı dersi verirken görebilir, başka bir gün İstanbul’da DJ’lik yaparken, başka bir gün Karayiplerde garip yemeklerin peşinden giderken bulabilirsiniz. Takuya’nın renkli dünyasının yansımaları, yayımlanan yemek ve müzik kitapları Japonya’da sevilerek takip ediliyor. Yayımladığı kitaplar arasında Meyhane Table isimli bir kitap dahi var. Takuya’nın dünyasının tadına biraz bakmak isteyenlerin Instagram hesabını takibe almalarını tavsiye ederiz.
“Ekonomik gücümüzü, parayı, gençliği, enerjiyi, ışıltıyı, yabancı lüks arabaları ve 1990’larda bütün gece parlayan neon ışıklarını kaybettik. Karşılığında çok sayıda yabancı turist kazandık.”

Türkiye’ye ilk ne zaman geldin ve o dönemle bugünü karşılaştırdığında ilk bakışta ne gibi değişiklikler fark ediyorsun?
Türkiye’ye ilk gelişim 1990 yılındaydı. Eski Galata Köprüsü hâlâ yerindeydi, Sultanahmet’te tramvay yoktu, hatta sokakta evcilleştirilmiş ayılar görmüştüm. 1980’lerin politik karmaşasının izleri hâlâ hissediliyordu. O zamandan bu yana en çok dikkat çeken değişiklikler küreselleşme ve tüketim kültürü ile genç neslin daha güçlü varlığı oldu.
Aynı zamanda bir radyo sunucusu, müzik yazarı ve DJ’sin. Hatta Türkiye’den birçok grubun Japonya’da tanınmasına yardımcı oldun. Sence Japonya’daki dinleyiciler Türkiye’den müziklerdeki hangi unsurlara en çok ilgi duyuyor? Ya da ilgi duyuyorlar mı?
Bildiğim kadarıyla, Türkiye’den sadece bir avuç grup ve müzisyen Japonya’da resmî olarak sahne aldı. 1990’larda Barış Manço; 2000’ler ve 2010’larda Mercan Dede, BaBa ZuLa, Fazıl Say ve Gaye Su Akyol. Bunların dışında Hadise, Mustafa Sandal ve Sertab Erener gibi pop yıldızları sadece tanıtım etkinlikleri ya da yarışmalar için buraya geldiler. Tabii Türkiye’den bazı bağımsız sanatçılar da burayı ziyaret etti ama sayı yine de çok sınırlı. Açıkçası bu biraz üzücü.
Sana “gezgin” desek yeridir. Seni bir gezgin olmaya itenler nelerdi?
Müzik, yemek ve arkadaşlık! Onları bulduğum anda durmam, kazmaya devam ederim.

Müzikal kimliğinin ötesinde yemek dünyasına adanmış bir tarafın da var. Türkiye ve Ortadoğu mutfağı üzerine özel bir ilgin ve bu alanda farklı çalışmaların bulunuyor. Yeni bir coğrafyaya vardığında yeme-içme kültürü bağlamında genellikle ilk yaptığın şey ne olur?
Bu tamamen gittiğim yere, ülkeye ve merakıma bağlı. Örneğin bir sonraki durağım Meksika olacak. Daha önce Meksika’ya hiç gitmedim ve yakın zamana kadar yemeklerine pek ilgim yoktu. Ama birden bire içimde bir şey kıvılcım yaktı ve şimdi mole sosunun, peynirlerinin, tacoların ve daha fazlasının peşine düşmek istiyorum.
Birçok kişi Türkiye ve Meksika mutfaklarının ortak yönleri olduğunu söylüyor: geniş verimli topraklar ve çevreleyen denizler, zengin bitki örtüsü, hafif baharatlı lezzetler, döner kebabı = al pastor, domates ve biber, peynir, zeytinyağı… Daha önce hiç düşünmemiştim. İşte bu yüzden gitmeliyim—başka çarem yok!
Yani vardığımda ilk yaptığım şey ne mi? Yemek ve ölmek! (Ya da yemek ve yazmak!)
Japonya’da yemek üzerine konuşmalar yapıyor, dersler veriyorsun. Hatta senin bir mantı dersine bile katılmıştık. Türkiye yemeklerini düşündüğünde artılar ve eksiler neler sence? Daha doğrusu neden dünyada pek tanınmıyor?
Eksiler: Türkiye’de çok fazla yerel sokak yemeğini biliyorum. İstanbul sokaklarında en iyi döner, beyran, baklava, cağ kebabı, lahmacun, kuru fasulye… (arkadaşlarım sayesinde!). Aşçılar, yemeklerine tamamen kendilerini adamış durumda. Bu bir hazine. Onlarla kıyaslandığımda, Türkiye dışındaki restoran işletmecilerinin kendilerini yeterince adamadığını fark ediyorum. Nereye gidersem gideyim, yurtdışındaki restoranlar hep aynı eski mezeleri, şiş kebabı ve aynı çorbayı sunuyor. Hiç çeşitlilik yok. Yazık gerçekten.
Artılar: Japonya’daki birçok insan, güçlü bir şekilde (hatta körü körüne) mutfağınızın Fransız ve Çin mutfaklarıyla birlikte dünyanın üç büyük mutfağından biri olduğuna inanıyor. Ama dediğim gibi, Japonya’da otantik Anadolu yemekleri tatma fırsatı çok az. Biz sadece döner kebabı ve balık ekmek biliyoruz—hepsi bu. Mezeleri daha yaygın tanıtmak isterim: sebzeler, otlar, limon, zeytinyağı, balık ve deniz ürünleri. Ve tabii meyhane kültürünü de. Çünkü sizin meyhane kültürünüz bizim izakaya kültürümüze çok benziyor. Küçük tabaklar paylaşılır, kadeh kaldırılır (kanpai = şerefe), hatta Japonca “Arabesk” şarkıları (enka) bile söylenir! Gelmeli ve deneyimlemelisiniz.
Gençliğindeki Tokyo ile bugünkü Tokyo’yu kıyasladığında sence şehir neler kaybetti, neler kazandı?
Ekonomik gücümüzü, parayı, gençliği, enerjiyi, ışıltıyı, yabancı lüks arabaları ve 1990’larda bütün gece parlayan neon ışıklarını kaybettik. Karşılığında çok sayıda yabancı turist kazandık.
Yine de Tokyo ve Japonya’nın hâlâ ziyaretçileri cezbeden yanları var: yerel yemekler, sake, kırsal bölgeler, dağlar, deniz, tropikal Okinawa ve onsen (doğal kaplıcalar). Birçok yabancı arkadaşım Japonya’ya âdeta bağımlı.

TAKUYA SALAM UNAGAMI’nin uzaktayken TOKYO’ya dair en çok özlediği şey
Kedilerimiz Gri ve Sate.
TEENAGE KICKS: TAKUYA SALAM UNAGAMI’nin JAPONYA’dan erken dönem ilham kaynakları
Müzisyen değilim ama YMO [Yellow Magic Orchestra] gençliğimde hayatımı değiştirdi. Elektronik ve avangart sound’ları, doğulu ve gizemli melodileri, katı ve tekrarlayan ritimleri, hatta düşünce tarzları (punk ve DIY) beni derinden etkiledi. Sadece post-punk, new wave ve elektronik müziği değil, aynı zamanda çağdaş felsefe ve new age akımlarını da tanıttılar. Onlar 1970’lerin sonu ve 1980’lerde oyunu gerçek anlamda değiştirdiler. Ama belki bu artık eskimiş bir hikâyedir…
Ah evet – etnomüzikolog Fumio Koizumi! 1970’lerde NHK’de haftalık bir etnik müzik radyo programı vardı. Çocukken dinlerdim ve Osmanlı mehter müziğini, Hint sitarını, Endonezya gamelanını, Inuit ağız müziğini ve daha fazlasını bu sayede keşfettim. İlginç bir şekilde, şimdi ben NHK’de düzenli bir global müzik programı sunuyorum!
TAKUYA SALAM UNAGAMI’ye göre ziyaretçilerin TOKYO’da mutlaka deneyimlemesi gereken tatlar
Nabe (sıcak güveç) ve devasa yengeçler, özellikle kışın. Okonomiyaki (Hiroşima usulü). Okinawa yemekleri; unagi (yılan balığı); ve gibier (geyik, ayı, yaban domuzu veya diğer av etleri). Elbette ramen keşfetmeye değer ama ben ramen yerine hem Japon hem Hint köri yemeklerini özellikle öneririm.
TAKUYA SALAM UNAGAMI’nin TOKYO’daki favori gece yemeği
Genelde gece yarısı yemek yemem. Ama 24 saat açık gyū-don (etli pirinç kasesi) dükkânları denemeye değer—tabii gençseniz ve o kadar ağır yemeği sindirebiliyorsanız. Bar çıkışı döner yemek gibi bir şey.
TAKUYA SALAM UNAGAMI’nin TOKYO’daki favori müzik dükkânı
El Sur Records! Yakın zamanda taşındılar ama yeni adresi sonra paylaşırım.
