Baharat, ses ve DIY ruhu: NEGURA CURRY ve HOIPOI
Tokyo’nun mutfak kültüründe köri, Hindistan ya da Güneydoğu Asya’daki karşılıklarından farklı olarak sabit bir geleneğe değil, sürekli dönüşen bir yoruma işaret ediyor. Tarifin “doğru” versiyonundan ziyade, malzemelerin ve baharatların özgürce bir araya geldiği, kişisel dokunuşlarla şekillenen bir alan açıyor. Bu esneklik, Japonya’da köriyi hem gündelik hayatın bir vazgeçilmezi hem de yaratıcı mutfaklar için sınırsız bir oyun sahasına dönüştürüyor.
Tokyo’nun bu açık uçlu köri anlayışını kendine has bir şekilde yorumlayan isimlerden Shiro ve Maiko’nun köri mekânı Negura, her gün değişen menüsü ve sınır tanımayan yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Aynı zamanda kurucusu oldukları HoiPoi ise DIY ruhunu merkezine alan, müzikten sanata uzanan disiplinler arası üretimlere alan açan bir yeraltı buluşma noktası. Yemekle kültürü, mutfakla sahneyi yan yana getiren bu iki alan üzerinden Shiro ve Maiko ile köriyi, üretim pratiklerini ve Tokyo’nun underground dinamiklerini konuştuk.
“Her tabakta mevsimlerin getirdiği değişimi, çevremizin etkisini ve hayatımızı şekillendiren deneyimlerle karşılaşmaları yansıtmaya çalışıyoruz.”

Köriyle ilişkiniz nasıl ve ne zaman başladı?
Japonya’da köri, belirli bir coğrafyaya ait bir tarifi birebir yeniden üretmenin “doğru” olduğu bir yemek olarak tanımlanmaz. Daha çok, baharatların ve malzemelerin bir araya gelmesiyle hayat bulan, fikirler için alan bırakan bir yemek olarak görülür. Bizim için köriyi bu kadar ilginç kılan da bu açıklık. Hâlâ onu pişirmeyi sürdürmemizin nedeni de bu.
Değişim, bizim için çok değerli bir şey. Bu yüzden sabit bir menü yerine açık olduğumuz her gün farklı bir tabak servis ediyoruz.

Negura Curry neyi amaçlıyor? Başka köri mekânlarından farkı ne?
Her tabakta mevsimlerin getirdiği değişimi, çevremizin etkisini ve hayatımızı şekillendiren deneyimlerle karşılaşmaları yansıtmaya çalışıyoruz. Yemeklerimizi tek bir ülkeye aitmiş gibi tanımlamak mümkün değil. Bazen insanlar, “Daha önce hiç böyle bir şey tatmadım ama bana kendi ülkemdeki bir yemeği hatırlattı” diyor. Bazılarıysa başka bir yerde yedikleri bir şeyin anısını geri getirdiğini söylüyor.
Seyahat etmeyi çok seven insanlar olarak bu sözler bizim için çok anlamlı. Yabancı bir ülkede dar bir sokaktan yürürken bir anda güzel bir yemek kokusu almak… O yerin dili ve müziği gece havasına karışırken farkında olmadan bedeninin hareket etmeye başlaması… Hiç gitmediğin bir yerin tuhaf bir şekilde tanıdık gelmesi… İşte Negura’ya gelen insanların da bu gibi deneyimler yaşamasını istiyoruz. Hiç tatmadıkları bir yemeğin bir gün onlar için nostaljik bir tada dönüşmesi umuduyla pişiriyoruz.
Negura Curry’nin yanısıra underground bir etkinlik mekânı olan HoiPoi’yi de işletiyorsunuz. HoiPoi’nin arkasındaki fikirlerden bahsedebilir misiniz?
HoiPoi, konbini [Japonya’daki küçük marketlere verilen ad] ruhu taşıyan alternatif bir mekân. Şehrin her yerine yayılmış bu marketlerden birinin evrim geçirip bir galeriye ya da canlı müzik mekânına dönüşmüş hâli gibi hissedilen bir Japon evine benzediğini söyleyebiliriz. Kültür sunulan bu alanda biz, “tamamlanmamışlık” hissine değer veriyoruz. Kusursuz bir marka kimliğinden ziyade, açıklığın korunduğu, DIY ruhunun hamlığının hissedilebildiği bir yer.
Sanatçılar, ziyaretçiler ve ekip arasındaki mesafeler çok yakın. Karşılaşmaların doğal bir şekilde gerçekleştiği ve küçük etkinliklerin bir topluluğun başlangıcına dönüşebildiği bir alan olmasını umuyoruz.
“Tokyo, birçok farklı katmanın iç içe geçtiği ama bir şekilde tamamen kaosa dönüşmeyen bir şehir. Belki de bu denge sayesinde şehrin ham dokusunu daha net hissedebiliyoruz.”


HoiPoi’nin Tokyo yeraltı kültüründe önemli bir yeri olduğunu gözlemliyoruz. Tokyo underground sahnesini ve HoiPoi’nin bu sahnede nasıl konumlandığını sizden dinlemek isteriz.
Bağımsız kültür çok ufak bir ekonomik alanın içinde var oluyor. İnsanların ortaya koyduğu şeyler ne kadar ilginç olursa olsun, bunu finansal olarak sürdürülebilir kılmak çoğu zaman zor. Yine de bağımsız kalmakta ısrar edenler oluyor.
Kârlılık odaklı çözümler üretmek yerine bu insanlar sorunlara daha özgür fikirlerle ve performanslarla yaklaşıyor. Sonuçta ortaya “verimsiz” gibi görünen ama meydan okuyan işler çıkıyor. Bu sorunlar görmezden gelinmiyor; aksine, bakış açısını değiştirmek—hatta bilinçli bir şekilde tersine gitmek—başlı başına yaratıcı bir eğlenceye dönüşebiliyor.
HoiPoi’de de böyle bir alan yaratmak istiyoruz. Sanatçılarla iletişimde kalıyor, spontane iş birlikleriyle doğaçlama etkinlikler üretmeye devam ediyoruz. Tabii bağımsız kültürü sürdürmek fiziksel ve maddi olarak zor. Bu yüzden niyetlerimizi korurken, her zaman yeni fırsatları, beklenmedik dönüşüm anlarını kolluyoruz.


En sevdiğiniz bazı lokal müzik gruplarını paylaşabilir misiniz?
Tokyo, birçok farklı katmanın iç içe geçtiği ama bir şekilde tamamen kaosa dönüşmeyen bir şehir. Belki de bu denge sayesinde şehrin ham dokusunu daha net hissedebiliyoruz. Indie müzik label’ı Kakubarhythm, benim için Tokyo kültürünün sembollerinden biri.

SHIRO ve MAIKO’dan, TOKYO restoran önerileri
Edomaru, Tokyo’nun ünlü çevre yollarından birinin üzerinde, ayakta yemek yenen bir soba dükkânı. İlginç saatlerde açık oluyor. Sabah 5’ten öğleden sonra 2’ye kadar. Koenji’de geçen uzun bir gecenin ardından klasik bir kahvaltı noktası. Somon yumurtalı pirinç topları çok iyi ama çabuk tükeniyor.
Bir diğeri Nakano’daki meşhur pop-kültür kompleksi Broadway’in içinde yer alan Shoei Sushi. Aslında sadece bir bina olsa da Broadway tuhaf bir şekilde kendi iradesi olan bir topluluk gibi hissettiriyor. Bu garip kolektifin içinde, herkesin mahalle suşicisi olarak varlığını sürdüren bir yer.
SHIRO ve MAIKO’ya göre TOKYO’ya dair gizemini koruyan bir şey
Tokyo’da yaşıyor olmamıza rağmen on yılı aşkın süredir deniz kıyısına gitmedik. Shibuya’ya yılda bir kez, bazen hiç gitmediğimiz oluyor. Hayatımız çok küçük bir alanın içinde dönüyor ve Tokyo gibi devasa bir şehirde yaşadığımız hissi aslında oldukça zayıf.
Burada doğduk ve hâlâ buradayız ama Japonya’nın diğer şehirlerini Tokyo’dan daha iyi biliyor olabiliriz. Burada ne kadar uzun yaşarsak, “Tokyo”yu Tokyo olarak görmek o kadar zorlaşıyor. Bu tuhaf his hâlâ büyük bir gizem.
SHIRO ve MAIKO’ya göre TOKYO’ya özgü bir koku
Soba dükkânlarında çorba suyu açılıştan önce hazırlanır. Soya sosu kaynayıp yoğunlaşırken ortaya güçlü bir koku çıkar ve sokağa yayılır. Soba, Tokyo’da uzun zamandır bir sokak yemeği aslında.