Arılarla birlikte çiçek nektarı toplamak: NOYUKU HONEY
Şehirden kaçıp kırsalda tarımla huzur bulan, yeni bir hayat kuran insanlardan biri Reo. Bu kaçışın arkasındaki motivasyonun ve sonrasında yüzleşilen dertlerin, binlerce kilometre öteye de gitseniz aynı olduğunu onu dinleyince daha iyi anlıyorsunuz. Reo tüm zamanını Yamazaki yamaçlarındaki arı kovanlarında geçiriyor. Elde ettiği tamamen organik balı ise civar pazarlarda ve organik marketlerde satıyor. Eşi Yasuko Koshiya ile yürüttüğü Noyuku Honey‘nin hikâyesini Reo’dan dinliyoruz.
“Ben balı ‘arı balı’ olarak değil; arılarla beraber topladığımız bir ‘çiçek nektarı’ olarak görüyorum. Kendime de bu yüzden çiçek nektarı satıcısı diyorum.”

Neden şehir hayatını bırakıp arıcılığa başladın?
Küçük, kırsal arıcıların ürettiği balları hep çok sevmişimdir ve ne zaman kırsala seyahat etsem mutlaka alırdım. Bir gün, tamamen tesadüfen Tokyo’da 90 yaşında bir arıcıyla tanıştım. Beni arılığını görmeye davet etti. Arıların büyüleyici dünyasını ve bal hasadının inanılmaz sürecini deneyimlemek beni hızla bu dünyaya çekti. Sonunda bu işe iyice kapıldım ve onun arılarını devraldım. İşte bugünlere böyle geldim.
Bize biraz markandan bahseder misin? Bal üretiminde nasıl bir yaklaşım benimsiyorsun?
Markamın adı Noyuku Honey. “Noyuku”, hem benim hem de partnerim Yasuko’nun memleketi olan Hokkaido’nun yerli halkı Ainu dilinde bir kelime ve “iyi ayı” anlamına geliyor. Aynı zamanda çok sevdiğim köpeğimin adı da Noyuku.
Ben balı “arı balı” olarak değil; arılarla beraber topladığımız bir “çiçek nektarı” olarak görüyorum. Kendime de bu yüzden çiçek nektarı satıcısı diyorum. Kendimi düşsel bir dünyada yaşayan biri gibi hayal etmek, bu işi benim için çok daha keyifli kılıyor.
Bir arı kolonisi (tek bir kovan) aslında tek bir süper organizma gibi çalışıyor. Her bir arı, onu hayatta tutmak için kendi görevini üstleniyor. Ben de kendimi o işçi arılardan biri olarak düşünüyorum.

Japonya’daki kamu sistemi küçük ölçekli tarımı ve bağımsız markaları destekliyor mu? Organik tarıma olan genel ilgi nasıl?
Pek sayılmaz. Şu anki sistem, belirlenmiş pestisitleri kullanan çiftçileri önceliklendiriyor ve bunun dışındaki üreticiler pek desteklenmiyor.
Hatta hükûmet, ürün gerçekten pestisit veya kimyasal kullanılmadan üretilse bile etikette “pestisitsiz” ya da “kimyasal içermiyor” ibarelerini kullanmanıza izin vermiyor. Üstelik denetimler zayıf olduğu için pestisit kullandığı hâlde “kullanılmadı” yazan çiftçiler bile var. Japonya’da organik tarıma yönelik bilinç ve ilgi hâlâ düşük olduğu için bu gibi ürünler pek yaygın değil.
Birçok tüketici hâlâ kusursuz şekilli sebze ve meyveleri tercih ediyor. Lekeli ya da biçimsiz ürünleri satın almaya veya yemeye alışık değiller. Hatta kardeşim gibi yemeyi tamamen reddedenler bile var.
Neyse ki arıcılık için uygun yerler ararken, uzun yıllardır pestisit kullanılmayan çiftliklerle bağlantı kurmayı başardım. Bu sayede gerçekten güvenli ve lezzetli meyve ve sebzelerin tadını çıkarabiliyorum.
Japonya kırsalında hayat nasıl? Sence bugünlerde daha çok kişi kırsala taşınmayı tercih ediyor mu?
Burada en güzel şeylerden biri, rahatça araba kullanabilmek ve ücretsiz park edebilmek. Küçük gibi görünebilir ama inanılmaz bir özgürlük.
Açıkçası bana hiç de daha çok insan kırsala taşınıyormuş gibi gelmiyor.

REO’dan TOKYO dışına günübirlik gezi önerileri
Enoura, Odawara Şehri: Narenciye yetiştiriciliğiyle ünlü bir kasaba. Kıyı boyunca uzanan taş duvarlı teraslı tarlalar çok güzel görünüyor. Son zamanlarda Enoura Gözlemevi popülerleşti ama özellikle mandalina ağaçları çiçek açtığında etrafı inanılmaz bir koku sarıyor. Ayrıca civarda harika kaplıcalar da var.
Okaya Şehri, Nagano Eyaleti: Her yedi yılda bir düzenlenen Onbashira Festivali ile ünlü. Kaplıcalarının su kalitesi mükemmel, soba erişteleri ise gerçekten çok lezzetli. Burası kesinlikle harika bir yer.
Daha fazla isim verebilirim ama açıkçası, asıl favorilerimi gizli tutmayı tercih ediyorum. Şanslıysan Japonya’da tanıştığın insanlar seni turistik rotaların dışında kalan bu saklı güzelliklerle tanıştırabilir.
TEENAGE KICKS: REO’nun JAPONYA’dan erken dönem ilham kaynakları
Gençken çokça Anthrax, Primus ve Melvins dinlerdim; hâlâ da çok severim.
Yazar olarak, Naomi Uemura ve Chogetsu Kurumatani’den çok etkilendim; ikisini de Masako Shirasu sayesinde keşfettim. Sinemada ise özellikle Kinji Fukasaku’nun 1970’ler ve 1980’lerdeki filmlerine hayranım. Yasujiro Ozu’yu da çok severim.
Ayrıca The Brothers Quay’in animasyonlarını ve Frank Whaley’in Joe the King adlı filmini çok beğenirim; en sevdiğim filmlerden biridir.
