Tamamen içgüdüsel, mutlak yakınlık: HANAYO dünyasına hoş geldik profile

Tamamen içgüdüsel, mutlak yakınlık: HANAYO dünyasına hoş geldik

1980’ler Tokyo’sunun underground punk ve hardcore ortamlarında kendini bulduğu; geleneksel Geyşalık eğitimi alarak geçirdiği yıllardan bu yana Hanayo, dur durak bilmeyen bir performans ve fotoğraf sanatçısı olarak disiplinlerarası bir yaratıcılık serüveni örüyor. Meraklı ve derinlikli gözlemciliğinden beslenen bu sürekliliğiyle nesnelerin veya varlıkların geçici ama bir şekilde ısrarcı da olan doğasını, günlük hayatın bulanıklığına gizlenmiş ince duyguları yakalıyor. Gösterişten uzak, tamamen içgüdüsel ve mutlak bir yakınlık kuruyor.


Ne dinlesek?

Hanayo’nun Tokyo, New York, Londra, Berlin hattında dallanıp budaklanan müzikal yolculuğu, sürprizlerle dolu bir oyun alanı vadediyor. Meşhur Vanessa Paradis şarkısı “Joe le Taxi”nin Stereo Total ya da The Divine Comedy yorumlarını daha önce dinlemiş olabilirsiniz. Hanayo dünyasına adım atmak için ilk önerimiz de sanatçının afallatıcı ve bağımlılık yaratan “Joe le Taxi” yorumu.

2002’de single olarak yayınlanan bu cover, Hanayo’nun janrlar ötesi macerasının ve her müziğe kendi boyutunu katabilme büyüsünün görkemli bir göstergesi. Punk, noise, deneyselcilik, pop ile yolları kesişen ve her dönüşüyle ayrı bir heyecan yaratan Hanayo diskografisinin başlangıcı bundan biraz öncesine, 1995 tarihli çıkış albümü Makka Na Shizuku’ya dayanıyor. Hanayo’nun aynı anda hem kırılgan hem de sarsıcı olabilmeyi başaran sıra dışı vokalinin tadına bakmak için kendinizi albüme adını veren şarkının kollarına bırakmanızı özellikle öneririz.

Ortaokul yıllarında keşfettiği punk’ta köklenen Hanayo, bundan kısa süre sonra Londra merkezli punk grubu Vapid Dolly (eski Daisy Chainsaw) kadrosuna solist olarak dahil oluyor. Grubun 1997 çıkışlı ilk ve tek albümü The Queen Of Pseudo Psychos adını taşıyor. Ertesi sene ise New York’un efsanevi sahnesi CBGB’de Alec Empire ve Merzbow ile efsanevi bir performansa imza atıyor. Merzbow’un devasa gürültü evreninin Hanayo’yla kavuşmasına ve yanı sıra Terre Thaemlitz, Console ve Kai Althoff gibi başka başka isimlerle yürüttüğü kafa açıcı ortaklıklara kulak vermek için 2000 tarihli kült albümü Gift sizi bekliyor. Hanayo’nun müziğe avangart yaklaşımı da diğer alanlardaki üretimleriyle aynı yerden besleniyor; başka bir ses dünyası mümkün ve tam burada diyor. 

Berlin’deyken yaratıcı dostları Marcel Türkowsky, Christopher Kline, Dominik Noé ve Jan Pfeiffer ile 2007’de kurduğu Wooden Veil de nitekim sadece bir müzik grubu değil; kostümlerden ritüellere uzanan çok sesli bir sanat kolektifi. Kendi adlarını taşıyan 2009 tarihli ilk ve tek albümlerinde, Hanayo’nun karakteristik vokalinin; lo-fi estetiği, avangart ses manzaraları ve hipnotik perküsyonlarla buluşarak işitsel bir ayin formuna dönüşmesine tanıklık ediyoruz. Emprovizasyonun gücüne ve bol miktarda tekrara dayanan kompozisyonlar, psikedelik folk ve ritüelistik performans pratiklerinden oluşan katmanlı bir kolaj seriyor önümüze. Wooden Veil albümüne kulak vermeniz de bizden size tavsiye.


“Ortaokuldaki fotoğraf tutkunu bir öğretmenim bana, ‘Fotoğraf kulübüne katıl’ dediğinden beri etrafımdaki şeyleri fotoğraflamaya devam ediyorum. Aslında sadece aynı şeyi tekrar tekrar yapıyorum.”


Punk ile ilk nasıl tanıştınız? En erken anılarınız neler? Punk tavrı bugün Hanayoworld ile nasıl bağdaşıyor (eğer bağdaşıyorsa)?

1980’lerde, büyüdüğüm yer olan Tokyo’da bir punk sahnesi, daha doğrusu ilginç bir hardcore sahnesi vardı ve bu şüphesiz bugün olduğum kişiyi şekillendirdi. O zamanlar sadece bir çocuktum ve Japonya ekonomisi refah içindeydi. Bu yüzden Britanya’nın işçi sınıfından doğan asi ruhu ve felsefeyi gerçekten tam anlamıyla kavrayabildiğimi sanmıyorum. Ancak bir çocuk olarak bile, bir şekilde topluma uyum sağlayamadığımı hissediyordum. Bu yüzden yerimi underground sahnesinde buldum.

Neredeyse yarım asırdır otantik ifade biçimleri yaratıyor ve başkalarına ilham veriyorsunuz. Sizin için uzun ömürlü yaratıcılığın özü nedir?

Başkalarına ilham veriyor muyum? Bu nazik sözleriniz için teşekkür ederim. Bunun kendim pek farkında değilim ama beni mutlu ediyor. Hayatta olduğum için memnunum. Yaratıcı uzun ömürlülüğün özü… Cevabını bilmiyorum, ancak 19 ile 25 yaşları arasında parçası olduğum geleneksel Japon Geyşa dünyasında çok şey öğrendim. O zamanki şan ve şamisen hocalarım bugün hâlâ hayattalar; kendisi hâlâ aktif olan 96 yaşında bir geyşa. Ben de her hafta Japon dansı pratiği yapmaya devam ediyorum. İnsanların önünde şarkı söylemek ve dans etmek, kendi irademden bağımsız olarak çocukluğumdan beri devam ediyor (gerçi ailem beni başlangıçta bale ve piyano derslerine göndermişti). Ortaokuldaki fotoğraf tutkunu bir öğretmenim bana, “Fotoğraf kulübüne katıl” dediğinden beri etrafımdaki şeyleri fotoğraflamaya devam ediyorum. Aslında sadece aynı şeyi tekrar tekrar yapıyorum.

İster bir insana, ister başka bir hayvana ya da bir oyuncak bebeğe ait olsun, fotoğraflarınız “bedenlerin” değişken ve geçici doğasını, odak dışı ve genellikle gözden kaçan varlık biçimlerini ve içlerinde taşıyabilecekleri ince duyguları aktarıyor. Canlı bir izleyici kitlesinin varlığı sizi nasıl etkiliyor?

Genellikle “izleyici” hakkında pek düşünmem. Belki de bunu daha çok yapmalıyım.

Fotoğraf pratiğinizde şu anda hangi fotoğraf makinesini (makinelerini) ve baskı ekipmanlarını kullanıyorsunuz?

Olympus kamera kullanıyorum. Renkli baskılarımı banyo etmesi için özel bir kişiyle çalışıyorum. Siyah beyazlar için, bazen bir arkadaşımla birlikte karanlık odada kendim banyo ediyorum. Ekipmanlara çok fazla takılmam.

HANAYO’nun TOKYO’da büyürken sık ziyaret ettiği ama bugün var olmayan bazı mekânlar

Dürüst olmak gerekirse, Tokyo’nun o kadar çok değiştiğini düşünmüyorum. Fiyatlar bile pek değişmedi! En sevdiğim klasik müzik kafeleri hâlâ duruyor. Klasik filmleri yeniden gösteren mini sinemaların (revival mini theaters) yok olması üzücü. Bu fenomen sadece Japonya ile sınırlı değil; tüm dünyada yaşanıyor.


HANAYO’ya göre TOKYO’ya özgü bir koku 

Böyle bir koku var. Ama kokuyu kelimelere dökemem. Fotoğraflarımda saklı.


HANAYO’nun TOKYO’daki favori yürüme rotası 

Şu an 30 yıl aradan sonra ilk kez büyüdüğüm bölgede yaşıyorum ve yardıma muhtaç bir sokak köpeği sahiplendiğimden beri onu her gün gezdiriyorum; bu beni gerçekten sakinleştiriyor.

Yazıdaki görseller Taka Ishii Gallery ve KehrerVerlag izniyle kullanılmıştır.