Tokyo’yu iki renge sığdıran fotoğrafçı: TAKEHIKO NAKAFUJI
Takehiko Nakafuji şehrin son 30 yılına siyah-beyaz ve gren yüklü sokak fotoğraflarıyla şahitlik etmiş, Tokyo kent yaşamının hem sert hem büyüleyici taraflarını yakalayabilmiş, alanında saygın bir fotoğrafçı. Tokyo’nun farklı kimliklere sahip mahallelerinin ruhunu, bu ruhların taşıdığı suratları kovalayan, siyaha ve beyaza şehrin tüm renklerini sığdırabilen bir sanatçı.
“Fotoğraflarımdaki grenli, yüksek kontrastlı ve monokrom yaklaşım, şehrin enerji dolu ve sert yüzünün altını çiziyor. Hatta belki Tokyo’yu gerçekte olduğundan daha bile yoğun gösteriyor ama fotoğraf sadece sadık bir belgeleme aracı değil; aynı zamanda yeni imgeler kurmanın da sanatı.”

Fotoğrafların siyah-beyaza ve güçlü kontrasta derin bir bağlılık gösteriyor. Fotoğrafçılığın nasıl bu stile evrildi? Mevcut yaklaşımının oluşumunu hangi etkiler şekillendirdi?
Fotoğrafçılığımın kökeni, lisedeyken sık sık gittiğim punk konserlerinde müzisyenlerin ve izleyicilerin fotoğraflarını çekmeme dayanıyor. En başından beri monokrom çalıştım. Büyük ölçüde punk plaklarının kapaklarındaki ve konser afişlerindeki yüksek kontrastlı siyah-beyaz imajlardan çokça etkilendim.
O zamanlar filmleri kendim banyo edemediğim için fotoğraf dükkânlarına götürürdüm. Laboratuvarlar bana hep standart palette baskılar çıkarırdı ve istediğim tonları yansıtamazdım. Üniversitede fotoğraf kulübüne katıldığımda karanlık oda tekniklerini öğrendim ve yavaş yavaş hayal ettiğim o grenli, yüksek kontrastlı görüntüleri üretebilir hâle geldim.
Sonrasında fotoğrafçı Daido Moriyama’nın işlerini keşfettim. Çalışmaları beni çok etkiledi. Sonunda üniversiteden ayrılıp onun ders verdiği bir meslek okuluna yazıldım. Böylece ondan doğrudan eğitim alabildim.
2025 tarihli sergin ve fotoğraf kitabın Down on the Street: Tokyo 1995–2025’te sokak fotoğrafçılığına odaklanan ve yıllara yayılan çarpıcı bir Tokyo panoraması görüyoruz. Siyah-beyaz fotoğraf tekniği sence Tokyo ile nasıl bir bağ yakalıyor?
Tokyo, 10 milyondan fazla nüfusuyla devasa bir metropol. Sürekli dönüşen, amip gibi şekil değiştiren, yakalanması zor bir yaratık gibi. İmparatorluk Sarayı çevresinde Şibuya ve Şinjuku gibi fütüristik merkezler var ama aynı zamanda Ueno ve Asakusa gibi geleneksel semtler, tapınaklar, limanlar, fabrikalar ve devasa yerleşim alanları da barındırıyor.
Tek bir fotoğrafçının bu kentin tüm resmini yakalaması elbette imkânsız. Bu yüzden her fotoğrafçının Tokyo’yu betimlemek için kendine özgü bir yaklaşımı olmalı. Benim açımdan, punk fotoğrafçılığım aracılığıyla geliştirdiğim grenli, yüksek kontrastlı ve monokrom yaklaşım, şehrin enerji dolu ve sert yüzünün altını çiziyor. Hatta belki Tokyo’yu gerçekte olduğundan daha bile yoğun gösteriyor ama fotoğraf sadece sadık bir belgeleme aracı değil; aynı zamanda yeni imgeler kurmanın da sanatı. Benim Tokyo algımı yansıtmak için de monokrom en etkili ifade biçimi.




Down on the Street: Tokyo 1995–2025 serisi 30 yılı kapsıyor. Bu süreçte Tokyo sence nasıl değişimlerden geçti?
Bu 30 yıl boyunca Tokyo’da yeniden gelişim üzerine yeniden gelişim yaşandı. Birçok eski sokak ve bina yok oldu, yerlerine dev gökdelen kümeleri dikildi. Çektiğim nostaljik manzaraların çoğu artık mevcut değil. Tokyo’da doğup büyümüş biri olarak bu bana hüzün veriyor ama aynı zamanda bu sürekli dönüşüm Tokyo’nun benzersiz kimliğinin bir parçası da. Şehir yüz yılı aşkın süredir defalarca yıkılıp yeniden inşa edildi: Büyük Kanto Depremi’nden savaş dönemi bombardımanlarına, balon ekonomisi dönemindeki (1986-1991) arazi gasplarından günümüzdeki kentsel dönüşüm projelerine kadar.
Son yıllarda küreselleşme de iyice ilerledi. Artık Tokyo’da yaşayan ya da ziyarete gelen çok sayıda yabancı var. Bir fotoğrafçı için bu uluslararasılaşma da heyecan verici konular sunuyor.
Bir sokak fotoğrafçısı olarak ‘ânı yakaladığında’ insanlar genelde nasıl tepki veriyor? İnsanları fotoğraflarken nasıl bir yaklaşım izliyorsun. Önce onlarla iletişim kuruyor musun? Yoksa onları doğal hallerinde fotoğraflamayı mı tercih ediyorsun?
Duruma göre değişiyor. Esnek biçimde uyum sağlamaya çalışıyorum. Çarpıcı birine rastladığımda bazen yanına gidip çekim yapmak için izin istiyorum. Ama prensip olarak insanların doğal hâllerindeki samimi kareleri tercih ediyorum. Çoğu zaman farkına varmıyorlar. Farkına varırlarsa da onlara başımla selam veriyor ya da teşekkür ediyorum. Artık genellikle sosyal medya üzerinden bağlantı kuruluyor ve çekilen fotoğraflar sonrasında paylaşılıyor.
Uzun yıllardır sokakta fotoğraf çekiyorum ve bugüne kadar hiçbir büyük sorunla karşılaşmadım.



Şehirde çekim yaparken seni deklanşöre basmaya iten dürtüler ya da anlar neler?
Aynı şehir, hava durumuna veya ışığa bağlı olarak tamamen bambaşka görünebiliyor. Mesela karlı bir günde Tokyo bir anda kuzeydeki bir şehri andırıyor. Ben de o zaman hemen fotoğraf makinemi alıp dışarı çıkıyorum.
Işığın şehri dönüştürdüğü büyülü anlar da beni cezbediyor. Gün batımında sokakların altın rengi ışıkla yıkandığı ya da yağmurlu bir gecede neon ışıklarının yansıdığı anlar mesela.
Tokyo dışında yaratıcı olarak seni en çok harekete geçiren, fotoğraflamaktan en keyif aldığın şehir hangisi?
Tokyo benim memleketim, dolayısıyla doğal olarak ona karşı güçlü bir bağlılık hissediyorum. Ama yurtdışında Paris’i çok seviyorum. Paris’e tamamen adanmış iki fotoğraf kitabım bile yayımlandı. Paris elbette upuzun tarihiyle çok etkileyici bir şehir. Ama bu görünümünün altında derin bir karanlık da barındırıyor. İşte bu ikilik bence Paris’e muazzam bir çekicilik katıyor.

TAKEHIKO NAKAFUJI’nun gençlik yıllarında TOKYO’da sık ziyaret ettiği ve hâlâ varlığını sürdüren mekânlar
Şinjuku’daki Golden Gai, Şibuya’daki Lion kafesi, Koenji’deki Neruken kafesi ve Jimbocho’daki ikinci el kitapçı bölgesi. Golden Gai’de birçok fotoğrafçının uğrak yeri olan Kodoji ve Nagune gibi barlar var. Lion ve Neruken Tokyo’nun en eski kafelerinden, rahatlamak için harika bir atmosfer sunuyor. Jimbocho’da ise Komiyama Kitabevi ve Genkido gibi yerlerde mükemmel sanat ve fotoğraf kitapları bulabilirsiniz.
TAKEHIKO NAKAFUJI’nin TOKYO’daki favori gece yemeği mekânları
Tam anlamıyla gece yarısı olmasa da Şinjuku’daki Hayashiya ve Akashiya, İkebukuro’daki Takase, Şibuya’daki Murugi ve Jimbocho’daki Kyoeido gibi köklü “yo-shoku” (Batı tarzı Japon) ve köri restoranlarını seviyorum. Akashiya’nın lahana sarması güveci, Murugi ve Kyoeido’nun körisi olağanüstü.
Yo-shoku ve köri, Batı yemeklerinin Japonya’da kendine özgü evrildiği versiyonlar. Onları Tokyo ruhunu yansıtan yemekler olarak görüyorum. Ne de olsa bu şehir uzun yıllardır modernliğin simgesi olan bir şehir.
TAKEHIKO NAKAFUJI’ye göre gezginlerin TOKYO’da genellikle kaçırdığı ama mutlaka görmeleri gereken bir bölge
Yotsuya’dan Şinjuku Sanchome’ye uzanan fotoğraf galerileri bölgesi. Burada fotoğrafçıların bizzat işlettiği Gallery Niepce, Totem Pole Photo Gallery, Place M, Yocto ve Third District Gallery gibi küçük galeriler yer alıyor. Burada gerçekten heyecan verici fotoğrafik ifadelerle karşılaşabilirsiniz.
TAKEHIKO NAKAFUJI’nin TOKYO’da değiştirmek isteyeceği bir şey
Bu imkânsız ama kaybolup gitmiş eski sokak manzaralarını geri getirmeyi isterdim.