Sahte reklamlar, var olmayan ürünler ve yōkai’ler: DEADKEBAB profile

Sahte reklamlar, var olmayan ürünler ve yōkai’ler: DEADKEBAB

Tokyo’nun yeraltı estetiğini pop görsel dilin içine sızdıran DEADKEBAB, gündelik hayatın en sıradan nesnelerini bile hafifçe kaydırarak tuhaf ve huzursuz bir evrene dönüştürüyor. Sahte reklamlar, var olmayan ürünler ve yōkai’leri andıran imgeler üzerinden izleyiciyi önce içine çeken, ardından beklentilerini bozarak ters köşe yapan sanatçı; müzikten grafiğe, seramikten sahne performansına uzanan çok katmanlı üretimiyle dikkat çekiyor. Tokyo’nun sokaklarından beslenen bu dünyayı, ilham kaynaklarını ve kendi yaratıcı pratiğini DEADKEBAB ile konuştuk.


“Yōkai’lerle işlerim arasında küçük bir ortaklık görüyorum: İlk bakışta eğlenceli ve zararsız görünürler ama niyetlerini tam olarak açmazlar. Ben de pop görselleri bu şekilde kullanıyorum.”

Sanatsal tarzını şekillendiren unsurlar nelerdi?

Çocukken Fraggle Rock ve Teenage Mutant Ninja Turtles’a kafayı takmıştım. Gözümüzün önünde olmayan ama bizimle yaşayan, kendi hayatlarını sürdüren başka varlıklar olduğuna inanıyordum. Eğlenceli ama huzursuz edici de bir duyguydu. Geriye dönüp baktığımda underground kültürünü henüz kavramadan önce bile ona karşı bir özlem duymama sebep olan tetikleyiciler bunlardı.

Ergenlikte sanat okulunun yanısıra Trippple Nippples adlı bir elektro müzik grubu kurdum. Avrupa, Çin ve ABD’yi gezdik. DIY kostümlerle sahneye çıkıyorduk. Noodle peruklar, patlamış mısır kulaklar takıp, göğüslerimizi bantlıyor ve çılgın atıyorduk. Seyahat etmek, farklı yerler görmek ve insanlarla tanışmak büyük bir şanstı. Ayrıca DEVO’nun doğu yakası turnesinde ön grup olma fırsatımız oldu ve bu deneyim ifade biçimimi derinden etkiledi. Grup dağıldıktan sonra odağımı görsel sanatlara kaydırdım.

DEADKEBAB ismi hem eğlenceli hem de biraz rahatsız edici. Senin için ne ifade ediyor ve bu isim nereden geliyor?

Şakalaşıp birbirimize garip lakaplar taktığımız bir arkadaşım vardı. O dönem her gün kebap yiyordum ve bir gün yere düşen bir kebap parçasını ağzıma attığımı görünce bana bu ismi taktı. Bir canavar ismi gibi geldi ve hoşuma gitti. Sonra da sanatçı ismim olarak kullanmaya başladım.

Yaşadığın şehir olan Tokyo’nun işlerine etkisini biraz açar mısın?

Tokyo’da doğup büyüdüm. Burası, evim dediğim yer. Bisikletle sevdiğim yerlerden geçmek, yollardaki en ufak değişiklikleri bile hissetmek ve şehirde başıboş bir köpek gibi sürüklenmek… Bunlar benim için çok önemli.

Genpei Akasegawa ve Minoru Betsuyaku gibi şehrin en küçük detaylarına odaklanarak yeni perspektifler kuran yazarlar beni çok etkiliyor. Herkesin fark etmeden geçtiği şeyleri görünür kılmanın keyfini onlardan öğrendim. Ayrıca SIDE CORE’un şehri doğrudan bir sanat aracı olarak kullanma biçimi de ilgimi çekiyor. Sokakta dolaşırken yaptığım gözlemler ister istemez işlerime yansıyor.

Şu sıralar görsel, işitsel ya da kavramsal olarak nelere kafayı takmış durumdasın?

Yōkai’lerle, yani Japon canavarlarıyla ilgileniyorum. Sık sık Shigeru Mizuki’nin resimli ansiklopedilerini okuyorum. Hayaletlerin aksine yōkai’lerin net bir amacı yok, daha çok hayvanlara benziyorlar. Sadece varlar. Bu belirsizlik hoşuma gidiyor.

Gizemli bir şey olduğunda insanların bunu bir yōkai’ye bağlama eğilimi ilgimi çekiyor. Bu, soyut ya da açıklanamayan şeylere form ve karakter kazandırmanın bir yolu. Animistik düşünceyle yakından bağlantılı.

Benim yaklaşımım, gündelik nesnelere ve kelimelere biraz farklı bir açıdan bakmayı içeriyor. İnsanları güldürmek ya da en azından durup düşündürmek istiyorum. Aslında var olmayan ürün ambalajlarını, reklamları ya da sokak tabelalarını görselleştiriyorum. Pop görsel dilini kullanarak izleyiciye sahte bir güven hissi veriyorum.

Yōkai’lerle işlerim arasında küçük bir ortaklık görüyorum: İlk bakışta eğlenceli ve zararsız görünürler ama niyetlerini tam olarak açmazlar. Ben de pop görselleri bu şekilde kullanıyorum. İnsanları çekmek ve sonra beklentilerini hafifçe sarsmak için.

Marka iş birlikleri, konser posterleri, resim, heykel, müzik arasında seni en rahat hissettiren alan hangisi?

Yalnızken resim yapıyor ve seramik üretiyorum. Ellerimle çalışmak hoşuma gidiyor. Saatlerce başından kalkmadan çalışabiliyorum ve uyumayı unutabiliyorum. Müzik ise benim için denge sağlıyor. İnsanlarla bağlantı kurmamı sağlayan, paylaşabildiğim bir şey. Onun dışında DEADKEBAB & PSYCHIC$ adlı grubumla konserler veriyoruz. Tropik müzik DJ’liği de yapıyorum. 

Görsel işlerimi kelime oyunlarından yararlanarak ve zihnimde birtakım görselleri kesip biçerek, âdeta bir mashup gibi oluşturuyorum. Şarkı sözlerini de resim yapar gibi yazmak istiyorum. Katmanlı, renkli ve sezgisel. İkisi arasında gidip gelmek üretim sürecimi olumlu etkiliyor.

Ayrıca Loose Joints, Hombre Nino, Carhartt WIP, Manastash, Tightbooth gibi markalar için grafik işler yapıyorum. Sevdiğim markalarla çalıştığım için minnettarım.

Tokyo’nun genç sanat sahnesinden kimleri seviyorsun?

BIKO ve KENNY adında iki kardeş var, sokak stili işler yapıyorlar. Onları her gördüğümde çok iyi bir enerji alıyorum. Nakameguro’daki Mowhok Artshop’a geldiklerinde henüz 10-11 yaşındaydılar. Onları sık sık kolonyalizm karşıtı düzenlenen protestolarda görüyorum. İşlerine ve politik duruşlarına saygı duyuyorum.

DEADKEBAB’dan TOKYO’da geçirilecek tek bir gün için öneriler

Bazen Takadanobaba’ya giderim. Orada Waseda Shochiku diye bir sinema var. Tek bir bilet alıp tüm günü orada geçirebiliyorsunuz. Her hafta nadir filmlerden klasiklere uzanan farklı programlar yapıyorlar ve seçkileri her zaman çok güzel oluyor.

Yakınındaki üniversitenin içinde Haruki Murakami’nin bağışladığı bir kütüphane (Waseda University Library) var. Merdivenlerde oturup kitap okumak çok keyifli. Sonra istasyonun önündeki oyun salonuna gitmenizi öneririm. 1970’lerden kalma arcade oyunlarıyla dolu. Günü bitirmek içinse 88block adlı DJ bar güzel bir seçenek.


DEADKEBAB’dan TOKYO underground sanat sahnesini keşfetmek için öneriler

Shimokitazawa diyelim. Hiyoko’nun açtığı Upstair Records’u öneririm. Eskiden New York’ta Weekend Records adında küçük bir dükkân işletiyordu. Ne zaman buraya gitsem sinema ve müzik üzerine çok keyifli sohbet ediyoruz. Dükkânın çantalarının tasarımını ben yapmıştım.

Yakınlardaki Oléo adlı barın tabelasını da ben yapmıştım. Hip hop DJ’i Shigeki, Latin müziğe takıntılı ve sık sık yurtdışından getirdiği DJ’lerle Latin geceleri düzenliyor.