Reggae punk’la buluşunca, yaşamak direnmek olunca: MASATAKA ISHIDA ve “STRUGGLE”
Masataka Ishida uzun yıllardır kültürün ve müziğin peşinden giderek, yeniden anlatmak üzere hikâye topluyor. Fotoğraf çekiyor, yazı yazıyor. Yıllar içinde Nirvana’dan The Cure’a çok sayıda grubu fotoğrafladı; Jane Birkin, Faye Wong, Caetano Veloso ve Nusrat Fateh Ali Khan gibi isimlerin albüm kapaklarına imzasını bıraktı. Japonya’da lovers rock tesirinde üretilmiş müzikleri derleyen Relaxing with Japanese Lovers toplamalarının kapakları da onun elinden çıkma. Type Slowly tarafından 2024’te yayımlanan Struggle adlı kitabındaysa, 1982’den 2023’e uzanan ve Jamaika, Birleşik Krallık, Japonya’yı kapsayan seyahatnamesiyle ömürlük bir iş ortaya koyuyor. Kapağında The Slits ile tanıdığımız Ari Up’ın (1962–2010) bir fotoğrafına yer veren Struggle, punk ile reggae’nin buluştuğu havayı solurken sound system’ler ve punk konserleri arasında geziniyor. “Gerçek özgürlük” arayışıyla 41 seneye yayılan ve zaman içinde dönüşen bu yolculukta Birleşik Krallık’tan göçmen müzik hikâyeleri, toplumsal sınırları aşındıran şarkılar ve müzik etrafında ortaya çıkan özgürleşme ihtimalleri bir araya geliyor. Bize tüm bu macerayı ve dahasını anlatması için Masataka Ishida’yı dinliyoruz.
“1982’de Jamaika’da bulunmak inanılmazdı ve oraya dönmek tabii ki çok zevkli olurdu. Ama ben, Jamaika’dan göç edenlerin ve çocuklarının kendi reggae tarzlarını yarattığı Birleşik Krallık’a gidip fotoğraf çekerek hikâyeyi daha kesintisiz anlatabileceğimi düşündüm.”
Struggle şimdiye kadar nasıl tepkiler aldı? Yıllara yayılan böyle kapsamlı bir işin anıları geri getirme gücünün yanı sıra farklı kuşakları da bir araya getirme potansiyeli de olabileceğini düşünüyor insan.
Struggle, 1982’de New York’ta çektiğim The Clash fotoğraflarıyla başlıyor ve 1984, 1989, 1995, 1996, 1999, 2002 ve 2023’te Birleşik Krallık’a yaptığım ziyaretlerde çektiğim fotoğraflar ve hikâyelerden oluşuyor. Bununla beraber, Japonya, Birleşik Krallık ve Jamaika’da çektiğim ilgili müzisyenlerin fotoğraflarına da yer veriyor. Tabii kitabı sadece kendi fotoğraflarım ve notlarımla değil; pek çok referans belge, belgesel film, TV programı ve kayıt tarayarak hazırladım. Birleşik Krallık’a Jamaika’dan ve Karayipler’deki diğer İngiliz Milletler Topluluğu adalarından göç eden insanların tarihi, çaldıkları müzikler, genç ve beyaz Britanyalılarla karşılaşmalarıyla ortaya çıkan yeni müzikler hakkında farklı kaynaklardan beslendim.
Kitaplarımda her zaman seyahat notlarımı, politik arka planlara dayalı kültürel teoriyi ve müzik teorisini bir araya getiririm. Seyahat ve kültürel teori bölümlerinin herkesin ilgisini çekebildiğini düşünüyorum. Ancak müzik teorisi kısımları, ilgili müzikleri dinlememişler için zorlayıcı olabiliyor. Struggle’ın ise Birleşik Krallık müziğiyle ilgilenenlere özellikle hitap ettiğini hissediyorum. Bu müziklere ya da Birleşik Krallık göçmenlik tarihine ilgisi olmayan insanlarınsa çok da dikkatini çekmiyor.
Kitapta, yıllardır peşinden gittiğin müzik ve kültüre dair hikâyelerin ve temaların ancak son zamanlarda netleşmeye başladığını söylüyorsun. 1984’te fotoğraf makinenle Londra’daki Jamaikalı diasporayla vakit geçirmek için ilk kez Britanya’ya gittiğinde aslen ne aradığını biliyor musun? Seni en çok heyecanlandıran kısmı neydi?
Öncelikle 1982’de Jamaika’da bulunmak inanılmazdı ve oraya dönmek tabii ki çok zevkli olurdu. Ama ben Jamaika’dan göç edenlerin ve çocuklarının kendi reggae tarzlarını yarattığı Birleşik Krallık’a gidip fotoğraf çekerek hikâyeyi daha kesintisiz anlatabileceğimi düşündüm. Çünkü Birleşik Krallık’ta dinlediğim reggaelerde, özellikle Aswad ve Linton Kwesi Johnson’ın müziklerinde, Jamaika reggae’sinden farklı olarak beni içine çeken farklı bir his vardı.




Siyah müzik ve reggae ile ilk kez nasıl tanışmıştın?
Aldığım ilk Siyah müzik plağı Otis Redding’e aitti. Sonra 1976’da üniversite öğrencisiyken bir Bob Marley plağı aldım. Gittiğim ilk Siyah müzik konserleriyse 1978’de Art Blakey ve Jimmy Cliff, 1979’da ise Bob Marley’di.
1982’de uçağa atlayıp Jamaika’ya gitmene neden olan ilk kıvılcımı nasıl tarif edersin?
1960’larda New York ve Siyahları belgeleyen iki fotoğraf kitabından büyük ölçüde etkilendim: Bruce Davidson’ın East 100th Street (1970) kitabı ve Ruiko Yoshida’nın Harlem: Black Angels (1974) kitabı. Açıkçası 1980’lerde New York’ta fotoğraf çeksem bile onlarla asla rekabet edemeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden fotoğrafları nerede çekmem gerektiğini düşündüğümde kararımı Jamaika’dan yana verdim.
Brixton müziklerini belgeleme sürecinde beyaz olmayan bir fotoğrafçı olma deneyimin nasıldı?
Brixton’da beyaz olmayanların fotoğrafını çekmek daha kolay. Ayrıca Jamaika’dan göç edenlerin çocuklarının çoğu Jamaika’ya hiç gitmemişti. Bu yüzden Jamaika’ya gittiğimi söylediğimde çok rahat ediyorlardı.

1980’lerde Güney Londra’da düzenlenen sound system’lere dair aklında en çok neler yer etti?
1984’te Saxon Studio International birden popüler oldu ve Sir Coxsone Outernational’ın yerini aldı. Saxon MC’si Papa Levi’nin 1984 tarihli “Mi God Mi King” parçası, Black Echoes adlı müzik yayınının reggae listesinde bir numara olmuştu. Papa Levi’nin MC’liğini canlı dinlemek özellikle unutulmaz bir deneyimdi.
Ayrıca 1984’te Londra’daki sound system’lerde çalınan plakların %80’i Jamaika reggae’siydi. Sugar Minott’un “Dance Hall We Deh”, Frankie Paul’un “Fire De A Mus Mus Tail”, Tony Tuff’ın “Mix Me Down”, Patrick Andy’nin “Get Up Stand Up” parçaları sıklıkla döndürülüyordu. Londralı lovers rock grubu Natural Touch’ın “Gimme Good Loving” şarkısının da çok sık çalındığını hatırlıyorum.
“Bence Bristol’da (Massive Attack’ın ortaya çıktığı yer), Birmingham’da (UB40’ın doğduğu yer) ve Coventry’de (The Specials’ın çıktığı yer) beyazlarla Siyahlar arasındaki duvar Londra’daki kadar güçlü değildi.”


BBC’nin Reggae Britannia belgeselinde Carroll Thompson, reggae’nin popüler bir müzik hâline gelmesinin kendilerini hiç etkilemediğini çünkü 1980’ler Britanyasında “endüstrinin” Siyah yeteneklerle hiç ilgilenmediğini söylüyor. O dönem sokak düzeyindeki ve basındaki ayrışmaya ve ırkçılığa dair senin nasıl gözlemlerin oldu?
1984’te Londra’ya gittiğimde beni en çok şaşırtan, ırksal bariyerlerin kalınlığıydı. Güney Londra’da düzenlenen Reggae Sunsplash’te sahne alanlar arasında The Skatalites, Prince Buster, Aswad, Black Uhuru, King Sunny Adé And His African Beats, Lloyd Parkes & We The People, Leroy Sibbles ve Dennis Brown vardı. The Skatalites’ın Birleşik Krallık’taki ilk performansıydı bu. Bu nedenle kalabalıkta bir sürü The Specials hayranı beyaz dinleyici olacağını sanıyordum. Dinleyicilerin çoğunun Siyah olması beni şaşırtmıştı. Struggle kitabının arka kapağındaki fotoğrafta da bu konserin dinleyicilerini görebilirsiniz.
Öte yandan, yine Güney Londra’da düzenlenen Free Nelson Mandela Benefit Concert’te Jimmy Cliff, Aswad, Hugh Masekela, Gil Scott-Heron gibi isimler sahne almıştı. Ama seyircilerin çoğu beyazdı.
Bence Bristol gibi şehirlerde (Massive Attack’ın ortaya çıktığı yer), Birmingham’da (UB40’ın doğduğu yer) ve Coventry’de (The Specials’ın çıktığı yer) beyazlarla Siyahlar arasındaki duvar Londra’daki kadar güçlü değildi. Özellikle 1980’ler Bristolünde Wild Bunch döneminden itibaren beyazların ve Siyahların müziği birlikte dinlediği bir kültür vardı. Ama 1995’teki seyahatimde reggae sound system neredeyse tamamen Siyahlardan oluşuyordu.
Sonradan öğrendim ki beyaz dinleyiciler işin içine soul, funk ve hip hop girdiğinde gelmeye başlıyordu. Yalnızca reggae söz konusu olduğundaysa dinleyicilerin neredeyse tamamı Siyah oluyordu.


Relaxing with Japanese Lovers derlemelerinin kapak görselleri harika. Neden özellikle çocukların ve gençlerin fotoğraflarına yer verdin?
Relaxing with Japanese Lovers, Japonya’daki lovers rock tarzındaki müzikleri derliyor ve 1970’ler sonu ve 1980’lerde Birleşik Krallık’ta çıkmış lovers rock parçalarına yer veren Relaxing with Lovers serisine gönderme yapıyor. Dolayısıyla tasarımı da ona benziyor. Relaxing with Lovers’da rude boy tarzı fotoğraflar kullanılırken, Relaxing with Japanese Lovers’da çoğunlukla kadın ve çocukların fotoğrafları kullanıldı.

Yıllar içinde çektiğin diğer fotoğrafları bir araya getiren yeni bir kitap teması planlıyor musun?
Bir sonraki kitabımın adı Africa Brasil ve Jorge Ben’in África Brasil albümünden ilham alıyor. Daha önce Güney Afrika, Zimbabve, Nijerya, Etiyopya, Brezilya, Küba ve Haiti’de çektiğim fotoğraflarla bu coğrafyalardan müzisyenlerin Japonya ve Avrupa’da çekilmiş fotoğraflarını bir araya getirecek. Atlantik’in iki yakası arasındaki ilişkileri yansıtmayı amaçlıyorum bu kitapla.

MASATAKA ISHIDA’dan TOKYO yürüyüş rotası önerileri
Şehir merkezinin hemen dışında yer alan ringler bence çok ilgi çekici. Ama banliyölerin en dibine kadar gitmeyeceksiniz. Bunun yalnızca Tokyo için değil, Londra ve Paris için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Tokyo’da Koiwa, Akabane, Kichijoji, Shimokitazawa ve Oimachi çevresinde gezinmek bence çok iyi fikir, öyle değil mi!
TEENAGE KICKS: MASATAKA ISHIDA’nın Japonya’dan erken dönem ilham kaynakları
Mitsuharu Kaneko. 1931’deki Mukden Olayı (ve Mançurya’nın işgali), Avrupa’da Japonya karşıtlığının yükselmesine sebep olmuştu. O dönem Paris ve Brüksel’de bulunan Mitsuharu Kaneko, Güneydoğu Asya’ya dönmek için Marsilya’dan bir gemiye binmiş. 1974’te, yani tam 43 yıl sonra da sanki dünmüş gibi canlı bir şekilde o dönemi anlattığı Nishi higashi (Batı ve Doğu) adlı bir kitap hazırlamış. Bu kitaptan çok etkilendim. Ben de 43 yıl önceki olayları henüz dünmüş gibi hatırlıyorum. Bu yüzden de yazmam gereken kitapları hakkıyla yazmam gerektiğini çok güçlü şekilde hissediyorum.

