Beklenmedik bir birleşim, sihirli bir tını: SUZUMENO TEARS profile

Beklenmedik bir birleşim, sihirli bir tını: SUZUMENO TEARS

Son zamanlarda Japon müzik sahnesinden çıkan en heyecan verici isimlerden biri Miyuki Sato ve Agatha ikilisinin oluşturduğu Suzumeno Tears. Ülkenin geleneksel ezgilerini Balkan halk müziğiyle harmanlamak gibi başta kulağa uçuk gelebilecek bir fikrin altından büyüleyici bir doğallık içinde kalkıyorlar. 2024 çıkışlı ilk albümleri Sparrow’s Arrows Fly so High küresel müzik çevrelerinde övgüyle karşılandı ve Japonya dışında da isminden söz ettirdi. 


Ne dinlesek?

Sparrow’s Arrows Fly so High albümü hakkında en güzel yorumu müzikolog / modern müzik tarihi araştırmacısı Wajima Yūsuke yapmış:
“Japonya’da, Bulgaristan’da ve başka yerlerde herkes kendi bulunduğu toprağın altını derinlemesine kazmaya devam ederken, sanki dünyanın merkezinde tesadüfen karşılaşmışlar gibi bir ses bu. Ne büyük bir lütuf.”


“Japon halk müziğini dinlemeye başladığımda beni ilk sözler cezbetti: kur yapmanın git-gelleri ya da görücü usulü evlilikler sırasında ebeveyn ve çocuk arasında geçen o diyaloglar…”


Müziğiniz, geleneksel Japon halk ezgilerini Balkan polifonisiyle harmanlıyor. Bu iki dünya sizin için nasıl birleşti?

Miyuki Sato: Suzumeno Tears’ın tüm vokal düzenlemelerini, armoniler dâhil, Agatha yapıyor. Repertuvarımızda Bulgar ve Sırp şarkıları var ve müziğimiz iki sesli armonilerle karakterize ediliyor. Ancak Agatha’nın oluşturduğu armoniler, geleneksel Balkan tarzından farklı. Bence Agatha, Japon halk müziğiyle Balkan ezgilerini üçüncü bir unsurla, yani kendine özgü bir yaklaşımla harmanlayarak benzersiz bir karışım yaratıyor.

Agatha: Benim için bu tamamen tesadüfi oldu. Her şey Miyuki’nin Bulgar ve Balkan halk şarkıları söyleyen bir şarkıcı olmasıyla başladı. Yani biz, “Haydi Balkan müziğini Japon halk müziğiyle birleştirelim” diye yola çıkmadık. Açıkçası sadece olaylar böyle gelişti.

Polifoniye gelince, ben zaten çocukluğumdan beri armonileri severim. MTR ile kayıtlar yapıyordum. Göğüs sesiyle armoni yaptığımda çıkan rezonansı özellikle seviyordum. Miyuki benim için bu bakımdan mükemmel bir partner oldu. Armoni ekleme yöntemim de pek geleneksel Bulgar tekniklerine dayanmıyor açıkçası (birkaç istisna dışında). Hatta belki The Beatles’a daha yakındır.

Miyuki, Bulgar müziğine ilgin nasıl başladı? O ses dünyasıyla Japon halk müziği arasında nasıl bir bağ kuruyorsun?

Miyuki Sato: Bulgar halk danslarına ilgi duymamla başladı. Üniversitede bir arkadaşım Bulgar halk dansları yapıyordu. İzledikten sonra ben de denemek istedim ve çalışan yetişkinlerin katıldığı bir Bulgar dans topluluğuna girdim. Ardından dansçılarla Bulgaristan’a seyahate gittik. Köylerdeki halk topluluklarını ve profesyonel koroları dinleme şansım oldu ve çok etkilendim. Bulgar halk şarkıları söylemek istediğime o zaman karar verdim. Bunun için çalışmaya başladım.

Tokyo’da Bulgar müziği söylemeye başladığımda, farklı türlerden müzisyenlerle ve Japon halk şarkıcılarla tanıştım. Kökenim olan Japon halk müziğine ilgimi bu tetikledi.

Japon halk müziğini dinlemeye başladığımda beni ilk sözler cezbetti: kur yapmanın git-gelleri ya da görücü usulü evlilikler sırasında ebeveyn ve çocuk arasında geçen o diyaloglar… Sözler şaşırtıcı şekilde Bulgar şarkılarındakilere benziyordu. Hem Japonya’da hem Bulgaristan’da vokal süslemeler ve söyleyiş biçimleri bölgeden bölgeye değişiyor. Bu çeşitlilik beni çok etkiliyor.


“Folk şarkıları farklı hissettiriyor. Bu sözler kuşaklar boyunca süzülmüş, olgunlaşmış, kişisel ham duygulardan arınmış. Bu yüzden söylemesi çok daha kolay, âdeta manzara resimleri gibi.”

Japonya’da Balkan ve Tuva müziği icra etmek, dinleyiciyle kurduğunuz bağlantıları nasıl şekillendiriyor? İnsanların tepkisi nasıl?

Miyuki Sato: Konserlerimize gelenlerin çoğu Balkan ya da Tuva müziğine aşina değil ama yine de keyif aldıklarını düşünüyorum.

Agatha: Sanırım Japon halkına tanıdık gelen şarkıların arasına serpiştirilen o egzotik unsurları seviyorlar.

Japon halk müziğini sizin için özel ve farklı kılan nedir?

Miyuki Sato: Bence her kültürün halk müziği özeldir. Ama Japon halk müziğini benim için özel kılan, sözlerinin anadilimde olması. Ayrıca dinleyicinin de katılabildiği “ohayashi”, yani karşılıklı söyleme tarzı var. Bulgar halk müziğinde olmayan çok güzel bir özellik.

Agatha: Ben ergenliğimden beri kendi şarkılarımı besteliyor, söylüyor ve kaydediyordum. Ama zamanla söyleyecek bir şeyim kalmadığını ya da söylemek istemediğimi hissetmeye başladım. The Beatles dışında başkalarının şarkılarını söylemek bile istemedim. Pop müziğe ilgimi kaybettim. Ne insanların duygularını ne de kendi duygularımı şarkılara dökmek istemiyordum.

Folk şarkıları farklı hissettiriyor. Bu sözler kuşaklar boyunca süzülmüş, olgunlaşmış, kişisel ham duygulardan arınmış. Bu yüzden söylemesi çok daha kolay, âdeta manzara resimleri gibi. Eski yaşam tarzları ve ifadeler benim güncel hayatımla doğrudan bağlantılı olmadığından, o rahatsız edici çıplak duygusallığı hissetmiyorum.

Tokyo’nun şehir olarak müziğinize nasıl etkileri oluyor?

Miyuki Sato: Tokyo büyük bir nüfusu ve çok farklı türden müzik topluluklarını barındırıyor. Sadece Japon değil; Türkiye, Tuva, Hindistan, Fado, Litvanya koroları gibi çok çeşitli etnik müzik grupları var burada. Onlarla etkileşimde olmak bana yeni şarkılar denemek konusunda ilham veriyor ve yaratıcılığımı tetikliyor.-

TEENAGE KICKS: SUZUMENO TEARS’ın JAPONYA’dan erken dönem ilham kaynakları

Miyuki Sato: Tadamaru Sakuragawa (Şodai). Suzumeno Tears’ın “Polyphony Goshu Ondo”su, Agatha’yla birlikte onun Goshu Ondo mektuplaşmalı kursuna katıldığımızda ortaya çıktı. 1980’lerdeki ve 1990’lardaki dünya müziği patlamasında öne çıkan bir Goshu Ondo şarkıcısıydı. Dansçıları ve seyircileri eğlendirebilmek için yeni fikir arayışlarındaydı. Sesi ve süslemeleri inanılmazdı. Bana ondo’nun muhteşem dünyasını o öğretti. Folk şarkılarından çok başka bir dünya. 

Agatha: Bu zor bir soru çünkü çocukluk anılarımı pek hatırlamıyorum… Ama Osamu Tezuka adlı manga sanatçısının eserlerinden kesinlikle çok şey öğrendim.


SUZUMENO TEARS’ın TOKYO’ya dair değiştirmek isteyeceği bir şey

Miyuki Sato: İklim değişikliği nedeniyle Tokyo’da yazlar her geçen yıl daha da sıcak geçiyor. Haziran ayında bile 30°C’nin çok üzerine çıkmaya başladı. Gündüz düzenlenen açık hava etkinliklerinde çok sayıda insan sıcak çarpması geçiriyor. Sanırım bu tür etkinliklerin yeri ve zamanı yeniden düşünülmeli.

Agatha: Yazlar gerçekten çok sıcak. Şehirde daha fazla yeşil alana ihtiyacımız var… Ama ne yazık ki giderek azaltıyorlar!